1 – Esat Yılmaer’in 98 NBA şampiyonu Chicago Bulls oyuncuları ile yaptığı röportaj

Bu başlığı gördüğümde aklıma ilk gelecek röportaj kuşkusuz ki, 98 NBA finalleri sırasında Esat Yılmaer’in, dönemin şampiyon takımı Chicago Bulls ile yaptığı efsane röportajdır. Tam kadro Chicago Bulls oyuncuları, şans eseri Esat’ın kaldığı otelin blues barına eğlenmeye geliyorlar. Şans eseri dedik ya, normalde bara gazeteci girmesi yasak. Tesadüfen Esat da Chicago’da konaklamak için Drake Oteli’ni seçtiği için çaresiz olarak onu da kabul etmişler ve sohbet başlamış.

Röportajı okurken gözlerden kaçmayan diğer bir husus ise Esat ve oyuncular arasındaki samimi diyaloglar. Özellikle üzerinde durulması gereken nokta ise, İbrahim Kutluay’ın 3 yıl için 5,5 milyon dolar alacağını duyan Jordan kulaklarına inanamayıp Esat’a “dalga geçiyorsun, bu parayla NBA’den takımı Avrupa’da kupalara taşıyacak oyuncular alırsınız, doğru düşünün.” diye telkinde bulunuyor. (*Jordan, 1996 yılında Bulls ile, yıllık 30 milyon dolara anlaşmıştı.)

chicago bulls röportajı

İbo Jodan’ı Şaşırttı

NBA şampiyonluğu için Utah Jazz’la final serisi maçlarına çıkan C. Bulls’lu yıldızlar, Türkiye’deki transfer rakamlarına inanamadı.Jordan, İbrahim Kutluay’ın aldığı transfer ücretini duyunca, ‘‘Dalga mı geçiyorsun’’ derken yüksek rakamları eleştirdi.

Bulls’un uğur merkezi

Yer: Chicago Drake Otel. Burası, Bulls’un karargahı. Otelin alt katında Blues Bar var. Ve burası Chicago Bulls oyuncuları için uğur merkezi. ‘‘Ne zaman bir maçtan önce buraya gelirsek kazanıyoruz’’ diyorlar. Ve bu otele basın mensuplarının girmesi yasak. Ancak büyük tesadüf, Türkiye’den rezervasyonumuzu buraya yaptırmışız. Çaresiz bizi kabul ediyorlar. Tek şartları var; fotoğraf çektirmemek. ‘‘Tamam’’ diyoruz.

Yine mi Efes?

Blues Bar’da, Michael Jordan, Scottie Pippen, Toni Kukoç Luc Longley, Jud Buechler, Steve Kerr birarada. Ve sonra güzel bir sohbet başlıyor. Önce Avrupalı Toni Kukoç geliyor. Ve ilk sorusu, ‘‘Türkiye’de kim şampiyon oldu, gene mi Efes?’’ diye soruyor. ‘‘Hayır’’ diyorum, ‘‘Ülker oldu bu sene.’’ ‘‘Değişiklik iyi’’ diyor Kukoç ve ekliyor, ‘‘Ama Ülker bir türlü Avrupa’da iyi yerlere gelemiyor.’’

Avrupa, ilkokul

Biz Kukoç’la Avrupa’daki basketbolu konuşurken Scottie Pippen araya giriyor, ‘‘Siz neyi konuşuyorsunuz? Avrupa hala bizim ilkokulumuz’’ diyor. Kukoç dönüp ona cevap veriyor, ‘‘Ama ben Avrupa’dan geldim’’. Başta Jordan olmak üzere diğerleri takılıyorlar, ‘‘Hala ilkokuldasın.’’ Sonra ‘‘Türkiye’yi tanıyor musunuz’’ diye soruyorum.

Jordan’ın yorumu

Hepsinde ufak tefek bir imaj var. Ama en iyi bilgiyi Kukoç veriyor. ‘‘Biliyor musunuz, Türkiye’de ortalama bir oyuncu yılda 2 milyon dolar kazanıyor.’’ İşte burada basketbolun efsanevi adamı Michael Jordan lafa giriyor, ‘‘Yanlış yapıyorsunuz. Dışarıdan oyuncu alarak, para vererek, onları transfer ederek hiçbir yere varamazsınız. Kendi ürününüzü kendiniz yetiştirmeniz gerekir.’’

Postacı’dan yılın itirafı

Utah Jazz’ın ‘‘Postacı’’sı ve büyük silahı Karl Malone, kaybedilen ikinci maçtan sonra bir basın toplantısı düzenledi. Malone şunları söyledi: ‘‘Bütün Jazz taraftarlarından özür diliyorum. Kazandığımız ilk maçta da, kaybettiğimiz ikinci maçta da son derece kötü oynadık. Eğer ben bu kadar kötü oynarsam, biz bu seriyi kazanıp şampiyon olamayız.’’ Bu açıklamalar Amerikan basınında, ‘‘Yılın itirafı’’ olarak değerlendirildi.

Dalga geçiyorsun?

Bu arada, İbrahim Kutluay’dan bahsederek devreye giriyorum, ‘‘Bir Türk oyuncu, bir başka kulübe yaklaşık 10 milyon dolara transfer oldu’’ diyorum. Cevap hemen geliyor, ‘‘O zaman niye NBA’e gelmedi. NBA’de 10 milyon dolarlık transfer yok.’’ İbrahim’in 3 yıl için 5.5 milyon dolar alacağını söylüyorum, ‘‘Dalga geçiyorsun’’ diyip devam ediyor:

Para vermelisin

‘‘Bu parayla NBA’den takımı Avrupa’da kupalara taşıyacak oyuncular alırsınız, doğru düşünün. Basketbol parayla oynanmaz. Elbette para kazanılır. Ama önce oyuncu basketbol oynamayı istemeli. İşler paraya geldi mi belirli bir noktadan sonra olmalı. Yani benim gibi. Attığım adım para. Sana şimdi bunları söylüyorum, bunlar da para olmalı.’’

Denge gerek

Bu sırada Scottie Pippen devreye giriyor, ‘‘Türkiye’nin yükseldiğini duyuyorum. Ama ne olduğunu bilmiyorum. Fakat bu paralar çok. Önce dengeyi kurmak gerek’’. Ve sonra yeniden NBA’e dönüyoruz. Hepsi, ‘‘Biz Utah’ta bir maç kazanmamız gerektiğini biliyorduk. Onu yaptık ve bundan sonra da işi bitireceğiz’’ diyorlar.


2- Frankfurt’un külhanbeyi, kafam kadar Gülşah

Öncelikle uyarmak isteriz, birazdan okuyacağınız haber, Volkan Bağcı isimli bir Türk gencini sözleriyle döven Gülşah Koç isimli bir kız içermektedir. Gülşah Koç’un, nam-ı diğer ‘kafam kadar Gülşah’ın, söylediği sözlerden sonra ağzı burnu kan içinde kalan Volki, olay sonrası aylar süren bir psikolojik tedaviye dahi başlamış. Olayın görgü şahidi, ve habere sonradan dahil olan Ali Asker ise, gerek vurduğu tekmeyle, gerekse verdiği röportaj ile habere damgasını vurmayı başarmış.

Tüm bu karakterlerin arasında, İsmail Erel’in bahsi geçen röportajı ve haberi ne kadar zor şartlar altında yaptığını düşünebiliyor musunuz? Saygı duyuyoruz.

kafam kadar gülşah

Volkan’ı yerde bile tekmelediler

Almanya’da bir Türk gencinin başına gelen bir insanlık dramı, Alman basınına bile konu oldu. Volkan Bağcı isimli gencin Gülşah Koç tarafından feci şekilde dövülmesine, herkes seyirci kalınca, Volkan aylar süren bir psikolojik tedaviye başladı.

Almanya’nın Frankfurt kentinde yaşayan Volkan Bağcı isimli bir genç, Gülşah K. isimli bir kızın sözlerinin altında kalarak ağır yaralandı. Hastaneye kaldırılan ve tedavi altına alınan talihsiz Volkan’ın yerde yattığı ilk gören kişi olduğunu söyleyen Ali Asker Barut, “Baktım Volki yerde yatıyor. Ağzı burnu kan içinde. Üzüldüm tabii. Ama yine de yerden kaldırmadım. Çünkü yerdeyken de vurmaya devam etti” dedi.

Yerdeyken vurdu

“Peki, kimin vurduğunu net olarak gördünüz mü?” sorusuna ise Ali Asker, “Tabii ki gördüm. Gülşah vuruyordu. Bir ara topuğuyla burnuna bastığını bile gördüm.” diye konuştu. Volki’ye tanıdığı bir psikolog önerdiğini belirten Ali Asker Barut, “Benim tavsiye ettiğim psikoloğa gitmeyi uygun görmemiş kerata. Sonunda yerdeyken bir de ben vurdum” dedi.

Kafam kadar Gülşah ise, “Ben suçsuzum. Bana birileri gaz verdi. Kimin gaz verdiğini bile hatırlamıyorum. Sonunda dayanamadım ve daldım.” diye kendisini savunmaya çalıştı. Olayla ilgili olarak soruşturma başlatıldı.


3 – Hey dergisi John Lennon, Yoko Ono röportajı

Dönemin gazetecilerinin, dünya starları ile nasıl samimi bir sohbet içinde olduğunun bir başka kanıtı röportaj. 1971 yılında Arda Uskan’ın John Lennon ve Japon asıllı dünya çirkini heykeltraş olarak tanıdığımız Yoko Ono ile yaptığı röportajda, üçlünün birbirine takılmaları gözden kaçmıyordu. Röportaj esnasında Arda’nın yaptığı tasvirler ise sohbete renk katıyor.

Röportajda adı geçmese de, aşağıdaki fotoğrafta, en sağda Erkin Koray’ı da göreceksiniz.

erkin koray john lennon

John ile Yoko bana dediler ki

Bu yılki (1971) Cannes film festivaline iki fimleriyle katılan John Lennon ve eşi Yoko Ono ile, kaldıkları muhteşem otelin terasında oturmuş konuşuyorduk. Şaka maka değil, yıllarca dünyayı titreten, bir nesli peşinde sürükleyen Beatle’lardan biriydi, karşımızda oturan delikanlı…

“Haydi” dediler, “Ne istersen sor bakalım bize Türk gazetecisi.”

Ve Hey dergisi ilk sorusunu limonata gibi sundu John ile Yoko çiftine:
”Beatles’ın ilk ünlü parçası She Loves You’dan, bugün kurmuş olduğunuz Plastic Ono Band’a kadar pek çok şey değişti. Bunlar nelerdir acaba? ”Benzeri ninemde olan gözlüğü şöyle bir düzeltti.

O günden bu yana hayatımız bambaşka bir biçim kazandı. İlk zamanlar herkes bir takım modern efsanelere inanıyordu. Örneğin bir Beatles efsanesi vardı, ortalığı kasıp kavuran. Biz bile kendimizin birer kahraman olduğuna inanır olmuştuk. Bizden önce ise bir Elvis efsanesi vardı. İşte artık bizler bunların boşluğunu anladık.

Anlamadığımız bir başka konu daha vardı Hey’in kafasında, ”Bugün Beatles yok ama John Lennon-Yoko Ono efsanesi var.Buna ne diyorsunuz?”

Lennon şiddetle itiraz etti: “Biz efsane değiliz Türk gazetecisi. Yaşıyoruz ve bildiğimiz yolda bir şeyler yapmaya çalışıyoruz. hepsi bu kadar. Ayrıca She Loves You’dan bu yana hayatımızda başka önemli değişiklikler de oldu. Sanat, şöhret gibi kavramların hiçbir anlam taşımadığını aradan geçen bunca zaman bize yeteriyle öğretti.

”Hayatın anlamı nedir sizce?” gibilerden bir soru sorduk:

Dünyada hiçbir şeyin anlamı yoktur bizim için. Sadece bir şeyler yapmaya çalışarak içinde bulunduğumuz saati yaşamaya çalışacaksın. Al işte hayatın anlamını.

Türkiye’yi merak ediyorlar

John Lennon ile Yoko Ono’yu Türkiye tanıyordu da, acaba onlar Türkiye’yi tanıyorlar mıydı?

Türkiye’yi çok merak ediyorum, diyebilirim ki merak ettiğim ülkerlerin en başında gelir. Fakat sizin oralara gelmem için mutlaka bir sebep olması gerekir. Ya filmlerimizin katılacağı bir festival, ya da şimdi aklıma gelmeyen bir başka şey. Gittiğimiz her yerde bir işe yaramak istiyoruz.

Ve en sonunda bombamızı patlattık. Hey’in son sayılarından birkaçını onların gözlerine serdik. Bakalım ne olacak derken, ikinci sayfada en çok satan plaklar listesinde arkadaşları George Harrison’ın adını görüverdiler. My Sweet Lord ikinci sırada idi. John, Yoko’ya baktı. Yoko John’a gülümsedi: “Darısı bizim başımıza” dediler.

Hey Hey diyerekten, muhteşem otelin muhteşem terasında birbirimize veda eder gibi olduk, George’un kulakları çınlasın.


4 – Takvim Gazetesi ‘Haber Müdürü’, Mevlüt Yüksel’in gezi parkındaki kızılağaç ile yaptığı röportaj

Yaşlı ağaç, gezi olayları sırasında, 18 gün boyunca eziyet edildikten sonra, yaşadığı acıları yalnızca Mevlüt Yüksel’e anlattı. Bir habercilik başarısına imza atan Mevlüt Yüksel’in, sosyal medyada ‘ağaçlara fısıldayan adam’ olarak anılmasına sebep olan röportajı aşağıdadır.

ne çektin be kızılağaç

Kızılağaç dile geldi

Taksim Gezi Parkı’nı yıllarca birbirinden yeşil 60 çeşit ağaç süsledi. Bunlardan biri var ki 18 günde çektiği eziyeti, 50 yılda çekmedi Sonunda dile geldi, içinden geçenleri söyledi.

İstanbul Taksim Gezi Parkı’nda toplanan eylemciler, kızılağaç ve diğerlerini bahane ederek gösterilere başladı. Sonra devreye provokatörler girdi, eylemler tüm Türkiye’yi gerdi. Bu arada kızılağacın çevresinde çadır kuran, gölgesinde oturan, pankartlarını üzerine asan eylemciler, ona 18 gün boyunca eziyet etti. Altında marşlar söylendi. Duran Adam’lara, Yatan Adam’lara kol kanat gerdi.

Sonunda eylemciler polis zoruyla parkı terk etti. Herkes gidince de park yine ona kaldı.

Çevresi temizlendi, yeniden nefes aldı. 50 yaşındaki kızılağaç, şimdi eksi günlerine döndü. Sonunda dile gelip Haber Müdürümüz Mevlüt Yüksel’e, içinden geçenleri bir bir şöyle söyledi:

Gaz yapraklarımı döktü.

Geçmiş olsun kızılağaç nasılsın?

Hiç iyi değilim, bu olaylar beni yordu. Çok üzüldüm. Adeta kahroldum…

Tam olarak ne oldu?

Günlerce eziyet çektim, biber gazı yedim. Solan yapraklarım, gaz nedeniyle erkenden döküldü. Kabuğum kurudu. Acıyı filizlerime kadar hissettim.

Çevreciler sana iyi bakmadı mı?

Onların neresi çevreci! İlk gelenler iyi davrandı. Sonra gelen bir odun, gövdeme çivi çaktı. Babasının malıymış gibi gölgemi de ‘Devrim Kıraathanesi’ ilan etti.

Ne oldu o kıraathanede?

Neler olmadı ki… Günler geceler boyunca marşlar söylediler. Çok gürültü yaptılar. Ama bazıları da başını bana dayayıp dinlendi. Ben en çok o gençleri sevdim.

Bazılar iyi çocuklardı

Peki onlar da seni sevdi mi?

Tabi sevdiler. Tabi araya karışan yaramazlar da vardı. İyi çocuklardan bana zarar gelmedi. Fakat bazılarından gerçekten korktum.

İyi ki yakmamışlar seni…

Yanmadım ama çok bilye, molotofkokteyli yedim. Sinem delik deşik oldu.

Bunlar artık hatıra kalır sende…

Ne hatırası, hepsini unutmak istiyorum. Günlerce dibime çişini yapanlar, bir şişe su bile dökmedi. En zoruma giden de bu oldu. Kanlı 1 Mayıs’ta bile böyle zulüm görmedim.


5 – Kendisi ile röportaj yapan Barış Manço

Barış Manço, söylediği şarkılar dışında, bir çok farklı özelliği ile de gündemde kendine yer bulmuş bir isimdi. Türkiye’ye 3 gömlek fazla bir isimdi ki, yaşadığı dönem boyunca onun kıymetinin hiçbir zaman tam anlamıyla farkına varamadık. Bu röportajda Barış Manço kendisine sorular sorup cevaplıyor. Dikkat ederseniz soru soran Barış Manço, cevap verene hiç konuşma fırsatı vermiyor ve her zaman konuyu kendi istediği alana çekiyor. Kendisinin zekasına her zaman hayran kaldığımız doğrudur.

Aşağıdaki röportajı, Barış Manço konserlerinin ve albümünün tanıtımı içeren bir viral reklam olarak değerlendirirsek, ülkemizdeki ilk örneklerinden bir tanesi olarak sayabiliriz.

baris manco

Sanatçı kendisine şimdiye kadar hiç sorulmamış soruları yanıtladı.

Sayın Manço, söyleşimize doğma büyüme bir İstanbullu, yani bir hemşehriniz olarak önce kentimizi ilgilendiren bir soruyla başlamak istiyorum. Birkaç günden beri güzel İstanbul’umuzun duvarlarını yine konser afişlerinizle işgal ediyorsunuz.

Bir dakika, yalnız benim değil, Sezen ve Füsunun da afişleri var…

Her neyse, değinmek istediğim konu o değil. Ayrıca Sezen de, Füsun da, hatta Geceye Selam da adam gibi konser afişleri asmışlar. Sizinkilerde ise “Ağır Türk Müziği” diye tuhaf bir tanımlama görülüyor. Yani Klasik Türk Müziği, Türk Sanat Müziği, Türk Halk Müziği, Türk Hafif Müziği, Türkçe Sözlü Hafif Batı Müziği, Türkçe Tercümeli Mezopotamya Müziği vs. bitti de, bir de sizin Ağır Türk Müziği mi çıktı başımıza?

Valla… Biz düşündük ki…

Ne düşündünüz? Eski köye yeni adet getirmeyi mi düşündünüz?

Yok canım, estağfurullah. Hani dedik ki… 

Biliyorum demişsiniz “Sözüm Meclisten Dışarı” demişsiniz. Aynen öyle yazıyor afişlerinizde. “Ağır Türk Müziği, Sözüm Meclisten Dışarı”. Ne demek Sözüm Meclisten Dışarı? yani yarası olan gocunsun, üstüne alınan alınsın  filan gibi bir şey mi?

Canım sizde ne kadar alıngansınız, sadece biz…

“Sadece biz bu işi biliriz, başka kimse bilmez, en iyisini, en doğrusunu sadece biz biliriz.” diyorsunuz değil mi? Diğer sanatçıları da küçük görüyorsunuz elbete.

Ne münasebet canım, durup dururken konuyu nerelere getirdiniz.

Yoo… Kaçmaz… Hiçbir şey gözümüzden kaçmaz. Örneğin konser afişlerinizin özellikle sarı zemin üstüne siyah harflerle basılmış olmasını da bir hayli manidar bulduk. Buna da ‘rastlantı’ demeyeceksiniz herhalde.

Ne gibi yani?

Anlamamazlıktan gelmeyin, Verem Savaşı Derneğinin renkleri bunlar. Yani ülkemizde müzik verem olmuş, kan kusuyor da, sizler bu konserinizle müziğimizi kurtarıyorsunuz.

Yapmayın yahu, ne kadar da büyüttünüz. Asıl siz, öküz altında buzağı arıyorsunuz.

Kaynaklar: 1, 1, 2, 3, 3, 4, 5

PAYLAŞ