Üç yıl önce bir konferansta zeka hakkında düşündüğüm şeyi değiştiren bir sunum dinledim. Bu kritik bir durumdu. Bilişin 2 çeşidi var. Birincisi normal biliş. Bu bilgiyi hafızadan geri alabilme yeteneği. Bir testte bir soruyu cevaplaman istendiğinde bu bilişse bir yeteneğin göstergesidir. İkinci tür biliş ise üstbiliştir, Bilip bilmediğini bilme yeteneğidir.

Size hiç cevabını bildiğiniz bir soru sorulduğu zaman doğru kelimeyi bulamadığınız oldu mu? Buna “dilimin ucunda olgusu” denir ve eminim ki bir çoğumuz bunu yaşamıştır. Cevabı bildiğinizi biliyorsunuz ama söylemekte başarısız oluyorsunuz. Biri cevabı söylediğinde hemen doğru mu yanlış mı olduğunu söyleyebiliyorsunuz. Bu durumlarda üstbiliş bilişsizdir.

Kısacası biliş bilmedir, üst biliş ise bilip bilmediğini bilmektir. İkisi bir arada olabilir fakat çoğu zaman olmazlar.

Bu zekayı nasıl etkiler?

Peki bunun kişisel gelişimdeki önemi nedir? İki çeşit bilişsel yetenek olması çok çeşitli zekanın olduğunu gösterir.

Geleneksel eğitimde, zeka bilişsel yetenekle ölçüler. Bazı insanlara göre bu işe yarar. Bir testte bildikleri her şeyi kolaylıkla gösterebilirler. Fakat bazılar için işe yaramaz. Birşeyi soğuk olarak bilen bir insan doğru kelimeyi bulamıyorsa düşük notlar alır ve seviyesinin aşağıda olduğu düşünülür.

Peki bu yeteneksizlik onları daha mı az zeki yapar? Cevabı biliyorlar. Gerçekte, sınavdan yüksek alan insanlar kadar zekidirler. Sadece bunu kolaylıkla kanıtlayamazlar.

Ne bildiğini bilmenin önemi

Test çözmeyi ve risk almayı saymazsak, üstbiliş başarıda bilişten daha önemlidir. Gerçek hayatta birr soruyla karşılaştığınızda vereceğiniz ilk karar cevabı bilip bilmediğinizdir. Güçlü bir üstbiliş yeteneğiyle bu kolay olacaktır. Cevabı biliyorsanız ama aklınıza gelmiyorsa küçük bir araştırma yapın. Bilmediğinizden eminseniz kendinizi eğitmeye başlayabilirsiniz. Bilgisizliğinizin farkında olduğunuzda aptalca bir güven duygusuyla hareket etmezsiniz. Aslında bilmediği bir şeyi bildiğini düşünen bir insan en kötü kararları verir.

Kötü bir biliş yeteneğine ama iyi bir üst biliş yeteneğine sahip bir insan çok iyi bir konumdadır. Okulda başarısız olabilirler ama bir zorlukta karşılaştıklarında yeteneklerinin farkına varırlar ve en iyi önlemleri alırlar. Bu insanlar ilk bakışta zeki görünmeyebilir. Fakat neyi bildiklerini bildikleri için daha iyi karar verirler ve en önemli şeyleri öğrenirler

Akıllı ama vasat insanlar

Tam tersi ise iyi bir biliş yeteneği ama kötü bir üstbiliş yeteneği olan insanlardır. Bu tür insanlar her testte başarılı olup yüksek puanlar aldıkları için küçük yaşta zeki ilan edilirler. Ne yazık ki kötü üstbiliş yetenekleri onları mahveder. Herşeyi bildiklerini düşünürler ama aslında hiç bir şey bilmezler. Kibirlidirler, hatalarından ders çıkarmak da başarısızdırlar, kişisel ilişkilerdeki ayrıntıları anlamazlar ve düşük biliş yeteneği olan insanları küçümserler.

Öyleyse kim üstün ? Daha yüksek biliş yeteneği savaşında kim galip gelir? Fakat hayat tek bir mücadaleden ibaret değildir. Hayat ardarda gelen deneyimler serisidir ve her parça bir öncekinin üstüne konulur. Öğrenme ne bilmediğinizi bilmeyi ve neye ihtiyacınız olduğu konusunda adım atmayı gerektirir. Kötü üstbiliş yeteneğine sahip insanlar asla bir şeyi yapamayacağına inanmazlar. Onlar aynı zamanda neyin önemli olduğunu da farketmezler.

Bu durum onları maddesel başarıdan alıkoymaz. Fakat belki de zekanın kötü bir ölçümüdür. Akıllılığıyla  ve biliş yetenekleri ile başarılı ve zengin bir çok insan vardır. Milyon doları olan ama aynı zamanda zalim ve ailesine, çalışanlarına karşı kötü davranan bir insan gerçekten mütevazı ve sevgi dolu bir yaşama sahip olan insandan daha mı zekidir? Zenginliği şeytanlık gibi gösterme niyetinde değilim sadece bunun bir bir ölçüm olmaması gerektiğini ifade ediyorum.

Üstbiliş yeteneğinizi kullanın

Öyleyse ne biliyoruz ne bilmiyoruz? Farklılığı nasıl ifade edebiliriz? En zeki insanların beyinlerinin küçük şeyleri bile kaptığıyla alakalı çok şey bilinir. Bunun nedeni bildiğimiz şeylerden her zaman şüpheli olmamızla alakalıdır. Bağnaz fikirli insanlar etraflarından habersizken açık fikirli insanlar onları kapar. Bir sünger gibi her ayrıntıyı çekerler.

Fakat tamamen şüphede yaşayamayız. Eğer yaşarsak asla hareket edemeyiz ve yetersiz bilgimiz tarafından sakatlanırız. Sezgimize güvenmeliyiz. Eğer bir şeyi sizi kesin hissettiriyorsa bu his gerçektir ve buna itibar gösterilmelidir. Başkalarının kanaatine değil kendinizinkine göre hareket edin ve yeni fikirlere açık olun.

En önemli zeka gücü ne bilmediğinizi bilme yeteneğidir. Bir başarısızlığın tanımı gelişmek için ilk aşamadır. Eksik bilgiyi saklamayın. İnsanlar bunu farkedecekler bu yüzden aptal ve kibirli görüneceksiniz. Bilgisizliğinizi kabul ederseniz insanlar size yardım edeceklerdir ve alçakgönüllülüğünüze saygı duyacaktır. Zeki insanlar için bu öğrenmesi en zor derstir. Haklı olmaya alışkınız ve yanlış yapmanın utanç verici bir şey olduğunu düşünürüz. Aptal görünerek konumumuzu kaybetmeden korkarız. Bu boş kibir büyük bir zayıflıktır ve aynı zamanda bir çok problemin kaynağıdır. Bunu kırmak ve mütevazi olmak gerçek bilgeliğin işaretidir.

Yaşam yalanı yaratarak mutluluğu sağlama

Gerçekler stres verici bir şeydir. Hepimiz sıkıntı ve hüsranlarla dolu bir hayata mahkumuz. Çoğumuz kendi gizli gücüne ulaşamaz. Umutlarımızın ve hayallerimizin çoğu asla gerçekleşmeyebilir. Çoğumuz zengin veya başarılı olamayabiliriz.

Bir problemin çözüldüğünü düşündüğümüzde yenisi gelir. Kuvvetimiz azaldıkça umutsuzluğun döngüsü devam eder. Güzelliğimizi ve gücümüzü kaybederiz. Kabuğumuza çekiliriz ve nihayetinde ölürüz.

Neyse ki Kötü gerçek iyi bir hayat yalanıyla engellenebilir.

Nasıl ? Neyse ki kolay. Gerçekten mutlu bir insansanız tahminimce çoktan bir tanesine sahipsiniz.

Hayat yalanı kendimize anlattığımız bir hikayedir. Gerçekten inandığımız bu hikaye gerçeği önemsememizi iyi bir geleceğe odaklanmamızı sağlayacaktır.

Hayat yalanını ilk kez bir oyunu okurken öğrendim. Henrik Ipsen’ın oyunu Yaban Ördeği. Yaban ördeğinin ana karekteri Hjalmar adında bir adamdır. Söylentilere göre Hjalmar ümitsizdir. Babası dolandırılmıştır ve tüm yaşamı bir utanca dönüşmüştür. Fakir ailesi fotoğraf işinden gelirini sağlamaya başlamıştır. İşinden olması babasına büyük bir utanç vermiştir ve karısı tüm işlerden kaçmıştır.

Faydasız Hjalmar umutsuz olmalıdır fakat aslında tam tersi olmuştur. Umutsuz yaşamına rağmen güzel bir hayat yalanı yarattığı için mutludur.

Hjalmar’ın hayat yalanı ustacadır. Ailesinin zengin olacağı ve tüm bu utanç verici şeyleri sileceği inanılmaz bir makine icat edeceğine inanmaktadır. Sadece kendine yalan söylemekle kalmaz aynı zamanda bu yalanı yaşar. Her gün bir kenara çekilir ve icadını oluşturduğunu sanar.

Aslında ne yaptığını kimse bilmiyor. Bu uygunsuz. Her gün bu makineyi icat edeceğini düşünerek geçiyor.

Bu gerçek bir hayat yalanıdır. Sadece kendinize güzel bir masal anlatmıyorsunuz. Bu düşü yaşıyorsunuz.

Hayat yalanları hakkında bir şeyler öğrendikten sonra hemen  bu konseptle kendimi özleştirdim. Kendime rağmen inkar etmeye çalıştım.

Farklı olduğumu düşündüm.Tüm umutlarım ve hayallerim gerçekleşecekti ya da ben öyle düşündüm. Nihayetinde işe yaramadığını far kettim. Tüm bunlar mutlu olmak için büyük hayat yalanı bunu başarmıştı.

Benim hayat yalanım da Hjalmar’ınkinden farklı sayılmazdı. Çok çalışırsam bloğumun popüler olacağına ve internetten çok para kazanacağıma inandım. İlgilenilmesi gereken parasal problemim olmadığında hayatımın geri kalanı için tutkularımla hareket etmekte özgürüm.

Bunu sadece kendime söylemiyorum. Her gün işten sonra eve geliyorum bilgisayarımı açıyorum ve sonraki blog girişi için çalışmaya başlıyorum. Dürüst olun. Gerçekten de hayat yalanım gerçekleşecek mi? Belki. İmkansız değil. Başka insanlar yaptı ve başarı çok uzak değil.

Fakat önemli olan bu değil. Hayat yalanına inanmak aklımın bir şeylere odaklanmasını sağladı. Acıyı, hayatın bilinmezliği önemsememeye başladım. İşimi yaptığım için geceleri rahat uyudum. Eğer olmazsa kaderdir.

Bazen hayat yalanımı kaybediyorum. Gerçekler ortaya çıkıyor ve bu beni strese sokuyor. Küçüklüğümü, zayıflığımı hissediyorum ve hayatımın üzerindeki kontrolümü kaybediyorum. Bu çekilmez bir durum. Neyse ki bu durumda her zaman yeni bir hayat yalanı buluyorum.

Mutlu olmak istiyorsanız kendinize ilginç bir hayat yalanı bulun. İnsanların ne düşündüğünü hakkında endişelenmeyin. Kendinizi ikna edin ve çalışmaya başlayın. Eğer mutluysanız bu yalanı devam ettirin.

Hayatınızda inancınızı kaybederseniz endişelenmeyin. Sizi neyin mutlu edeceğini düşünün ve mutluluğu başarmak için plan yapın, çalışmaya başlayın. Bir hayat yalanı bir hayat rüyasının tam bir karşılığıdır.

Thomas Jefferson, mutluluğumuzun ve üzüntümüzün büyük bir kısmı sadece fiziksel acılardan dolayı olmaz. Aynı zamanda umutlarımızdan ve korkularımızdan dolayı olur. Bunu bilerek kendi kendinizi mutlu edebilirsiniz ve acıdan kaçabilirsiniz.

Güzel bir hayat yalanı yaratarak hayatınızı umutlarla ve amaçlarla doldurabilirsiniz. Gerçeğin felç edici etkisinden kurtulabilirsiniz. Önemsememenin mutluluğuyla yaşarsınız.

Hayat yalanınız gerçek olmasa bile mutluluğunuz gerçektir. Önemli olanda bu.

Fotoğraf kaynakları: 1

PAYLAŞ

CEVAP VER

Please enter your comment!
Please enter your name here